belki de insan, şimdi burada olmak istemiyordur. çevresinden ses de kesilmiyordur:
"şimdi yürüdüğün yollar için gelecekte pişmanlık nöbetlerinden kıvranarak öleceksin."
"geçip giderken neler hissedeceksin, seni hazcı! yalnızca kendini düşünüyorsun. önce buralara bir bak, belki etrafta senin için biraz daha beklenti vardır."
kıvranır insan:
"şimdi yürüdüğün yollar için gelecekte pişmanlık nöbetlerinden kıvranarak öleceksin."
"geçip giderken neler hissedeceksin, seni hazcı! yalnızca kendini düşünüyorsun. önce buralara bir bak, belki etrafta senin için biraz daha beklenti vardır."
kıvranır insan:
"bitmiyor, allah'ım bitmiyor!"
"burada olmak istemediğini biliyorum, canım. seni çok iyi anlıyorum. sen zaten buraya ait değilsin. ancak..."
çabanın öznesi veya nesnesi olmaklığa mahkum edilmiştir.
...
canı acıyor insan'ın. kendi ötesine geçmek istiyor, az ileride bir sırat, sonrası ufku görünmez mavilik... gitmesin mi sizce insan? bırakılmasın mı? hakkı yok mu aramaya gerçeğini? kalıplaştırılmak zorunda mı?
( insan, yine sıkıntılıydı. bunları yalnız benimle paylaştığı için sıkıntısı tükenmiyor. sonuçta ben de onu sınırlarıma hapsediyorum ama bu son konuşmamızda yüzünde diğerlerinden farklı bir ciddiyet gördüm. öncelikle kendinden emindi, kararı kesindi. benimle konuştuktan sonra yanıma bir daha uğramadı. zaten yanıma geldiğinde omzunda heybeden bozma bir çanta taşıyordu. gideceğini anlamadım. dolayısıyla ona yolluk da koyamadım. en sevdiği cümleleri, hayalleri, -ha!- bir de küçük bir çocuk siluetini rafında bırakıp gitti. onun yolcu oluşuna üzülmedim. beni üzen, hayallerini bıraktıran sebepti. o sebebi anlayacak değilliğim…)
emine yıldız

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
harflere dokunabilirsiniz...