26 Mart 2015 Perşembe

onlar inmelik merdiven, güzelim.



"pastamızı ekmekle yeme zamanıdır, güzelim."

dilimizle dudaklarımızı şöyle bir ıslatma zamanı. fırsat buldukça yaz bana demişsin. seni kaçıran ben, fırsatı ele alacak değilim. biraz dursam, nerede, diye bağıracaksın, şu saatler. benden dakikaları artırmamı isteyeceksin hatta bir çeşit tanrı olmamı. zeus'un meydanı boş bırakmasının sonuçlarından biridir seni sevmek. tanrı, seni bana sunarken şöyle demişti:

"onlar inmelik merdiven, güzelim."

kılıç gibi yerimi yadırgadım. belki iyi bir merdiven çıkıcısı olursam, çarklar bana vız gelebilirdi. merdivenden çıkarsam asırlar boyu kendimden söz ettirebilirdim. seni kaçırmamın anlamını kürsülerde haykırabilirdim.

işte, derdim, fırsat burada.

sen alnımdan öperdin. dünyanın başkanı bile öperdi beni. plakete gark olurdum. bir çift çorap örerlerdi bir yerime geçirilmesi gereken. aradığımız fırsat ayağımıza getirildi. buyurun intihal!

24 Mart 2015 Salı

Değillik




Ellerim üşüyor, diye bir söz duyunca -yaz sıcağında- umursamazlık ediyoruz. İnsan yazın üşümez... Üşümez mi? Burası dünya; burada birtakım tehlikeler var:


Pamuklar tiftiklenir ve güneş üşütür... 

Yaz sıcağı, esenleri dondurur.
Ayaz kötü vurur.
Çarpar otomatik kapılar ve burada köpekler var; ısırırlar.
Kaymayan dondurmalar ve sıcak helvalar... 
Sis çöker, dağılır...

Hiç umurunda mıdır olan?


Tutunamayanlar kaybolurlar, yok olurlar, kaçarlar, göçerler, sessizliğin tadında boğulurlar, ölürler, unutulurlar; tutunamazlar...
Yalnız değiliz hiçbirimiz...
Lafazanlığa gerek yok; biz tutunamayan değiliz...


Emine Yıldız