emine yıldız er
zaman nasıl geçer? süreklilik duyulur mu? geçmiş bir yıl gerçekten geçmiş zamanı mı tanımlar?
zaman nasıl geçer? süreklilik duyulur mu? geçmiş bir yıl gerçekten geçmiş zamanı mı tanımlar?
burada araya girmeliyim, kızım. bilmelisin ki rahatsız oldum kimi duygularından. elimde sıktığım ve yıllar yılı tuttuğum varlıkları böyle, gelişigüzel anmamalısın. üzülürüm demiyorum, darılıyorum...
kırık birer saz oldu şimdi anne-kız. birbirine karışan sözlerini önceden tasarlanmış notalarıyla ünlendiriyorlardı. ah, işte burada iki yitik vardı, biri gömütü çalışmış, diğeri o yitiğe kızının adıyla seslenen bir yitik.
![]() |
"kabaca şunları söylemeliyim ki içimi parçalara ayırdım. içimi onca çok ayırdım ki bölünmek anlamını yitirdi."
insanın yüreği de kan tutmuyor mu hani bazen. beni mahveden o işte. yoksa ne sıktığım baş, ne titreyen dizlerim... hepsinin başı sağ olsun.
"an gelir de bir gülümsemenin ucunda bir sarılışta ve bir dokunuşta hem yakındır ömrün sönmesi hem bilmem ne tür bir kokuyla karışık sıcaktır ah o an gelmesi yok mudur kadını bütün benliğinden arındıracak yokluk basamağı gibi şeyler demeyeceğim ey okur bu öyle bir durum değildir bu başkalaşım veya çıldırasıya benzeşmedir belki vardır belki yoktur gerçeklik de böyle değil midir"
çırpınır kanatlarım ellerini tutamadığım ve çokça tuttuğum adamın yanında. sonra konar konar, yürür yürür yahut kanar durur birçok zaman sonra. al, der titrektir sesi.
"anneciğim o hep böyle olmamış mıdır?"
"dayanamaz ki size." der anne, kızına esrik bir karşılıkla.
aylar oldu, bir eksildik/arttık, aylar oldu, iki eksildik/arttık, yıl oldu, bir gidenimiz daha var, ayları ve yılları aşacak zamanlara çokluğumuz gelir. burulur, dürülür, kurur. aşınmaz. benim tek dileğim, selamını işitmek olur.
şimdiki özlemek, öylesine bir özlemek değildir.

